5 Aralık 2012

IZGARA PALAMUT VE SALYANGOZ

   
Dostlarla biraraya gelmek bulması zor bir şans halini aldı neredeyse. Birimiz için uygun olan tarih diğerimize uymuyor, birimizin İstanbul'da olduğu gün diğerimiz iş için başka bir şehire gitmiş oluyor. Bırakın arkadaşları ikili ilişkilerde bile denk getirilmeye çalışılıyor paylaşımlar. Grup halinde buluşmak güzel bir anı oldu artık. Yaratmak lazım, zamanı, imkanı, ortamı, koşulu, bahaneyi yaratmak lazım. Çatkapı yapamayız o ayrı ama fırsat bulmamız lazım. Aynı şehirde yaşadığın arkadaşının sesini telefonda duymaya, yüzünü sosyal medyada görmeye mahkum etmemek lazım ilişkileri. Geçen gün Gökhan'la konuşuyorduk, "sosyal medyanın geriye bıraktığı bir anısı yok ki" dedi. Evet, işte bu, sosyal medyanın anısı yok gerçekten. Kendi kendimize gülüyoruz, sanki o tek başına bir bireymiş gibi, yüzlerce insan sandığımız bir zaman tünelinde kendimizi paylaşıp arkadaşlarımızla görüştüğümüzü sanıyoruz. Yanlış anlaşılmasın, sosyal medya paylaşımlarına karşı değilim hatta bir parçasıyım da ama diğer yandan kaybettirdiği somut paylaşımlar, anılar da telafisiz yerlere sahip hayatımızda.


"Palamut başlığıyla ne alakası var şimdi bu yazının!" ya da "bu paragrafın ardından "palamut" nereden çıktı!"diyor olabilirsiniz. Palamut, dostlarla biraraya gelmenin bahanesiydi aslında. Bir de salyangoz var ve mısır ekmeği. 



Saraçoğlu lezzethanesinde o akşam Özgür ve Cenk salyangozlardan, Cenk ve Özge salatadan, Cenk palamuttan bense mısır ekmeği ve fotoğraflardan sorumluyduk. Salyangozlar İspanya'dan, benim ilk salyangoz denemem olacaktı ve yapılışına kadar tanık olmak da ayrı bi zevkti açıkcası. Palamutları Cenk elleriyle seçmiş, elleriyle tutmuşluğu da vardır bu arada. Mısır unu marketten, annemin Artvin'den getirdiği mısır ununun yerini tutmuyormuş, o unla yapılan ekmek gerçek mısır ekmeği olmuyormuş onu anladım o akşam. Yani burada mısır ekmeği tarifi olmayacak. İlk fırsatta, gerçek mısır unuyla ve annemin tecrübe dolu desteğiyle yapılmış gerçek mısır ekmeğinin tadına vardıktan sonra yazısını yayımlayacağım. 


Cenkcim, tarifleri veriyorum ama eksik veya yanlışlar varsa yorumlarını yaz lütfen. Detaylarıyla doğru ve tam olarak hatırlayamıyor olabilirim ama kabaca bu şekildeydi sanırım. Salyangozları bol suyla iyice yıkadıktan sonra defne yaprağı, sirke ve az bir miktar tuz ilave ettiğiniz kaynar suda haşlayın. Bu işlem her seferinde su süzülüp değiştirerek üç kere tekrar ediliyor. Son suya iri küpler halinde doğradığınız patates ve havuçları ilave edin. Son suyu süzdükten sonra wok tavada zeytinyağı ve tereyağını eritip biraz kızdırın ve süzdüğünüz salyangozları bu yağa ilave edip kavurun. İçerisine balzamik sirke, narekşisi ve çok az su ilave edin. Ayrı bir kapta yerken salyangozları batırmak için zeytinyağı, biraz tuz, sirke ve sarımsakla sos hazırlayın. 


Palamut tarifi ise ayrı bir sanat. Fileto kesilmiş palamut dilimlerinin içerisini elma rendesi, doğranmış maydanoz, sarımsak, zeytinyağı ve biraz limonla hazırladığınız karışımla doldurun. Izgaraya koymadan önce bu karışımdan alın ve iki tarafını da kızartın.

 İlk salyangoz tecrübem harika tarifinizle ilk ve lezzetli salyangoz tecrübem oldu. Cenkcim, Özgürcüm ellerinize sağlık. Cenkcim, bir karadenizli olarak şimdiye kadar hep buğulamasını yediğim palamut senin o harika karışımınla ayrı bir lezzete dönüştü benim için, ellerine sağlık. Özgecim, seni seviyorum :)

Mısır ekmeği yaparken görüntülendiğim fotoğrafları Özgür çekti. Teşekkür ederim, sayende bu sefer kameranın önüne de geçmiş oldum :)

Hiç yorum yok: