16 Ekim 2011

İHMAL ETTİM SENİ SEVGİLİ BLOĞUM!

                            
Neredeyse 2 ay olmuş Cook&Walk'a yazmayalı! Nasıl geçti bu 2 ay, ne hızla geçti anlayamadım doğrusu, hani derler ya "daha dün gibi..." öyle gerçekten. Diğer yandan bir de bana sorun bu iki ayın nasıl geçtiğini. Ne yalan söyleyeyim, mutluluğu, üzüntüsü, heyecanı, yorgunluğu, yoğunluğu, enerjisiyle... dopdolu geçti, o kadar ki, yazmaya bile fırsat bulamadım işte.
Bir de şöyle bi durum var; daha geçen cumartesi beyaz etek ve yazlık ayakkabıyla dolaşıyorken bugün kahve almaya giderken çizme giyip şemsiye aldım yanıma! Bu nasıl hızlı bir mevsim geçişi oldu, yetişemedim, yetişesim de yok gerçi. Diğer yandan, havaya her ne kadar burun kıvırsam da Santral'de birkaç güzel fotoğraf çekebildim.

Geçen 2 ayda biricik bloğum için hiçbir şey yapmadım da değil hani. Gezdim, bir sürü fotoğraf çektim, incir reçeli ve 2 kurabiye yaptım. Kurabiyelerden kahveli fındıklı olanını yaparken tarifini yazdığım kağıdı kaybettim tekrar yapıp öyle koyacağım buraya. Ah tabi bir de sevgili Münire Teyzem'in hediye ettiği harika mikseri kullandım bu kurabiyeyi yaparken, çok keyifliydi. Yazlıkta şeftalili tart yapmaya çalışıyordum, hamuru yoğururken Münire Teyze geldi beni seyretti ve sonra gitti, 15-20 dakika sonra elinde kocaman bir çantayla geri geldi. Çantanın içinden  harika bir Philips stand mikseri çıktı:) Mikser yaklaşık 15 yıl önce falan alınmış ama hiç kullanılmamış, beni beklemiş yani. Tekrar teşekkür ederim Münire Teyzecim.  

Nişastalı kurabiyenin esin kaynağı ise annemin yazlıkta yaptığı leziz mi leziz sakız macunlu fındıklı kurabiye. Onu yaparken de mutfak terazimin pili bittiği için unu ve nişastayı tartamadım, bir de annem nişastanın yarısı kadar un demişti ancak evdeki nişasta miktarı tam tersine izin verdi. Miktarlar göz kararı olduğu için de bir tarifi yok henüz ama yiyenler çok beğendiler, beğenmişler. :) Bu arada annemin nişastalı kurabiyesini yazlıktayken ben de yapmayı denedim ama ne evde ne de kocaaa migros'ta buğday nişastası bulamayıp yerine mısır nişastası kullandım ve tabi tıısss. Bisküvi yassılığında oldular. Sonra da evde ne bulduk dersiniz?? Buğday nişastası! Bu bisküvi yassılığında olan kurabiyeler aslen Berk içindi, kurabiyeler pişerken annesinin telefonundan arayıp "Çağraaa ne zaman geliyosun" diye sordu, ben; "sana kurabiye yapıyorum Berkoşcum, fırındalar şimdi pişsinler çıkıyorum hemen" diye cevap verince de "tarifini de getir" dedi. Yanına gidince kurabiyeleri koyduğum kabı kucağına aldı ve bi kısmını ağzına tıkıştırıp sahildeki herkese ikram etti, teyzesinin centilmen küçük adamı :)




Başka başkaaa... Bu yaz tatlı mı tatlı bi Ateş bebek tanıdık ve hepimiz çok sevdik, sanırım o da bizleri sevdi. Ateş, sevgili Seçil ve Cavit'in tatlıcık pıtırcık oğulları. Bundan sonra Ateş'in büyüme sürecinin bir parçası olacak olmak pek bi güzel! En kısa zamanda kahve ve Ateş'in fotoğraflarını iletmek bahane sizi görmek şahane ziyareti gerçekleştirmeyi planlıyorum.

Bayram tatilinde Çiğdem ve İpek'le Ayvalık'a gittik, giderken de Assos'a uğradık. Çok çok çok güzeldi!! Dileğim şudur ki; Assos'un yolları genişletilmesin, yazlık mekanı haline getirilmesin, yeni yeni tesisler açılmasın, bıraksınlar en fazla bu kadar popüler bu kadar modern olsun ki bizim olsun. Amacımız sadece uğrayıp kahvaltı yapmaktı ama akşama kadar kalıvermişiz, hatta yer olsaydı gece de konaklamak istemiştim ama yoktu malesef.
 

Tatil boyunca en az 5 senedir görmediğimiz arkadaşlarımızı gördük, harika bir duyguydu. Böyle tatillerde özlediğim tek bir şey oluyor; Starbucks'un Americano'su!!! Şaka değil, cidden özlüyorum. Hal böyle olunca da İstanbul'a dönünce ilk iş eve uğramadan kahve içmeye. Bu sefer dönüşte Gökçe ve Çiğdem'leydik, bayram dönüşü trafiğine takılmayalım diye sabaha karşı 4'te çıktık yola ve sabah 10'da Bebek Starbucks'ta aldık soluğu.

10 gün sonra Çiğdem'le tekrar gittik aynı yolu, bu sefer direk Edremit'e! Babam kaza geçirmiş hastanede yatıyordu çünkü. Korkuttu bizi, şimdi iyi çok şükür. Gelecek hafta sonu tekrar gideceğim, bu yaz beşinci olacak!

Veee hepsinin ardından gelen terfi. Artık iş hayatım, makaleler, sunumlar ve seyahatlerden ibaret olacak. 

Hal böyle olunca Özge'yle buluştuğumuz pazarı saymazsak iş dışında İstanbul'da pek vakit geçiremedim. Aaaa! tabi yaa bir de, her ne kadar sadece 2 kerecik görüşebilmiş olsak da, Banu'nun ziyareti var. Özlemişim canım arkadaşım seni, umarım gelecek sefere daha uzun görüşebiliriz, konuşacak çok şey var hala. Nutella için teşekkür ederim, bu hafta sonu kaşıııkk kaşııkk yedim afiyetle.














Hiç yorum yok: